Jump to content
  • Kayıt Ol

Fang of the Sun Dougram


Kisiliksiz

Önerilen İletiler

Adı: Fang of the Sun Dougram (太陽の牙ダグラム)

Yayın Türü: TV

Bölüm Sayısı: 75

Süre: 25’er Dakika

Türü: Macera, Aksiyon, Mecha, Bilimkurgu, Politik,

Yayınlanma Yılı: 23.10.1981-25.03.1983 Arası

Yönetmen: Takahashi Ryousuke

Eser Sahibi: Hoshiyama Hiroyuki, Takahashi Ryousuke

Senaryo: Gobu Fuyunori, Hoshiyama Hiroyuki, Tomita Sukehiro, Watanabe Yuuji

Müzik: Fuyuki Tooru

Karakter Tasarımcısı: Yoshikawa Souji

Mekanik Tasarım: Ookawara Kunio

Yapımcı: Itou Masanori

Tanıtım Siteleri: ANN | ANIDB | IMDB

KONU: 150 senedir, değerli ekonomik kaynakları sayesinde, Dünya Federasyonu’nun ihtiyacını büyük oranda karşılayan Deloyer Koloni gezegeninde yaşayan kolonisler, sömürünün getirdiği geri kalmışlıktan ötürü huzursuzdur. Deloyer Hükümeti adına, Dünya Federasyonu karşıtları birer birer tutuklanmaya, destekçileri ise baskı altına alınmaya başlanır. Her iki tarafın huzuru için Deloyer’ın tam bağımsızlığını savunan tarih uzmanı Profesör David Smalin’e destek verenler, kukla hükümete karşı, Dünya Federasyonu’nu zora düşürecek çapta bir savaşa girişirler.

Yaşadıkları gerçekliğe dayanarak hayat sürmüş olanlar, ideallere ne kadar bağlı kalabilecek; adalet için çıkılan yolda, insanoğlu, tarihi boyunca düşmüş olduğu hataların yarattığı döngüyü tekrar etmekten kendini alıkoyabilecek midir?

YORUMUM: Bazı serilerde bölüm sayısının yetersizliği anlatım için sorunken Dougram’da bölüm fazlalığı, hikâye için önemli anların ve duygu birikimlerinin arasındaki zaman çizelgesini fazla açmış. Aksiyon/gerilim kırması ara bölüm ve sahnelerin sürece uzun tutulmaları aksiyon isteyenler için iyi olmakla birlikte, hikâye gidişatıyla olmasa da izleyicinin var olan ana hikâye ve karakterlerin ruh halleri üstündeki değişimlerini takip etmede kopukluklar yaşanmasına sebebiyet vermiş haliyle. Yoğun olmasa da ana temanın vermiş olduğu sert yapıyı yumuşatmak için serpiştirilen fiziksel espriler ve kimi karakterler, savaş ve politikadaki çelişkilerden doğan insanlık durumlarını aktarmaya yönelik dramatik hikâye dönüşleri arasında fazlaca sırıtıyor. Serinin ilk kısımlarında kendini gösteren bu yapıdan, hikayenin ikinci yarısında cereyan eden politik olaylar neticesinde uzaklaşılıp, asıl meselesi üzerinde daha yoğunlaşılıyor neyse ki.

Hem TV serisinin yapıldığı zamana hem de konu edindiği politika/savaş eksenindeki konunun, göz boyayıcı oyuncaklar yüzünden arada kaynamaması için; uzaya çıkmakla kalmayıp (2001 etkisi görsel olarak kendini hissetiriyor) uzak gezegenlerde koloniler kuran insanlığın elindeki savaş teknolojisi, günümüzdekiyle karşılaştırınca, mechalar ve bir iki küçük silah haricinde çok sıradan gelebilecek tasarımlar ile sınırlandırılmış. Günümüzdeki mecha tasarımlarında da sıkça karşılaştığımız “baş kısımdaki, insanı andırtan yüz tasarımı” Dougram serisinde yer almaması, serideki mechaların arzu nesneleri olmasını engelleyip, insan eliyle kullanılan, soğuk birer savaş makinesi olduklarını daha net şekilde belirtmekte. Buna tekabül, seriye adını veren Dougram dahil hiçbir mechanın yenilmez olması söz konusu değil. Bu sebeplen, mechalar savaşın gidişatına yön de verseler, çatışmalar yoğun olarak konvansiyonel silahlarla yürütülüyor ve gerillaların elindeki mühimmatın kısıtlılığı, savaşları olabildiğince taktiksel ağırlıkta ilerletmelerine sebebiyet veriyor. Duygusalca alınmış yanlış kararlar, tüm operasyonu daha da ölümcül hale getiriyor. Savaş, politikayı; politikada savaşı etkilediği için birinde alınan başarının değeri, ötekindeki başarısızlıklar neticesinde anlamsızlaşabiliyor. Günümüz izleyicisi için bilimkurgusal oyuncaklar yönünden yetersiz olunsa da, çatışma anları -bazı klişelere (kahraman senaryo aksini söylemedikçe attığını vurur. Deli ya da çocuk, sakıncası yok, savaşabilir. Cephede yanlışta yapsa, operasyonu batırsa da dost dostur, kızmak olmaz) rağmen- gayet gerilimli ve zorlu. Dougram özel olduğu için onunla savaşması gayet kolayken, Crinn’in diğer Combat Armorları kullanınca pekte verimli savaşamaması ya da mechaların, güçlü de olsalar, savaşta tek başlarına etkili olamamaları; uzak mesafelerde, helikopter veya özel kamyonlar ile taşınmaları -cüssesine rağmen, ara sıra kıvrak hareketler bulunduklarını saymazsak- Gundam ile birlikte döneminin elverdiğince gerçekçi olmaya çalışan animelerinden olduğunu söyleyebilirim (Tabii bir de VOTOMS serisi de vardır ama o bambaşka bir konu).

Çizimler zamanına göre değerlendirilirse sorun yok, lakin orantısızlıktan doğan kimi çizim hataları ekranda tuhaf durabiliyorlar(Bir karede ana karakterimiz Crinn, Rambo gibi komik çizilmiş mesela). Ayrıca mechaların hareketleri de yer yer fazla esnek kaçabiliyor. Neyse ki mechaların tasarımları, içine binilip savaşmaya heveslendirecek şekilde olmadığından (Dediğim gibi bunlar soğuk metal canavarlar), görüldükleri sahnede karakterlerden rol çalmıyorlar.

Hikâyenin ana teması, olası geleceği resmetmek değil, döneminin politik gerilimlerinin yaşanma sebeplerini incelemede bulunabilmek; bir nevi durum değerlendirmesine soyunmak. Bunuda, yönetmenin kafasındaki “İnsan devamlı huzuru arar. Ama düzen için kalıplaşmış yollara başvurduğu için asla ona ulaşmayı başaramaz” fikrine göre işlemek. Hikâyenin gidişatı tamamen Deloyer’ın bağımsızlığı için verilen mücadele üzerine odaklandığından; senaryoda, Deloyerlı-Dünyalı fark etmeksizin, verilen mücadele neticesinde amaçlarına ulaşabilmek adına her iki taraftan da hatalı davrananların olduğu vurgusu, yeri gelince gözümüze gözümüze sokulsa dahi (Deloyerlı olmanın getirdiği altsınıflılık ve yoksulluk, Dünyalıların üst sınıfı temsil etmesi, Deloyer’ın bağımsızlığı için herşeyi yapmaya hazırlar, Deloyer’ın iyiliği için Dünya federasyonunun çıkarlarını gözeten Deloyerlı üst sınıflar, Dünya Federasyonundan kopartabildiği ile yetinmeye razılar, Deloyerlılara hak ettikleri saygıyı vererek düzeni sağlamaya çalışan Dünyalı üst kademeliler, en sonunda Deloyerlıların tarafında yer alan Deloyerlılar…), serinin sonunda, genel gidişata dair ana eleştiriye zarar verir biçimde, Deloyer tarafından yana olunurmuş gibi bir havanın esmesine engel olunamamış. Serinin kötü adamlarının tamamına yakını Dünyalı iken, onların tarafında yer alan Deloyerlılar bile bir süre sonra taraf değiştiriyor ya da hatalarını anlıyorlar (Tabi, bu seçimleri birazda çıkarları uyarınca yapıyorlar). Dünya tarafı sömürgecileri, Deloyer tarafı ise sömürülen tarafı temsil edince; iyi-kötü çatışmasına meyleden bu durumun içerisinde, taraf farketmeksizin yaşanan insan trajedilerini gölgede bırakacak yönde taraf tutma hissiyatı oluşuyor.

Tek düze kalmışları, gayet iyi işlenmiş ilginç ana ve yardımcı karakterlere saymazsak (Crinn’in ekibi biraz zayıf işlenmiştir) sahip olmasını serinin en büyük artılarından sayabiliriz. Hikâyenin ana vurgusuna hizmet amaçlı olarak, acı çekmiş iyiler ile umursamaz kötülerin de ara sıra göründüğü olay akışında, karakterlerin işlenişi kendince doğru olanı yapmak adına: Hatalı ya da savaş şartları yüzünden yapmak zorunda kaldıkları ile içinde bulundukları durumun çelişkilerini ortaya koyanlar; inandıkları yolda ilerlerken kendi içlerinde karar ve tutarlılıklarını muhafaza ederek yeni yollar arayanlar; yaşanan değişimlere ayak uydurmak adına ahlaken yanlış yollara sapmaktan çekinmeyenler olarak üçe ayrılıyor. “Savaş ve savaşın getirdiği ahlak dışı olgularını” “politikanın değişime değil alışılmış olan düzene göre işletilmesini” “savaş ve politikanın etkisiyle ortaya çıkan ticari ve sosyal boşlukların doldurulmasıyla elde edilecek gücün yarattığı açgözlülüğü” “idealler ve gerçekler arasındaki çatışmaları” “huzurlu toplum için neyin gerektiğini” “amaçların, araçlar sebebiyle yolundan saptırılmasını”; ani dramatik anlarda ya da uzun soluklu politik hamlelerin sonucu olarak karakterlerinin düştükleri durumlardaki çelişkiler ve çatışmalar içerisinde anlatımsal olarak kendilerine yer buluyor. Aksiyon/konu anlatımı arasındaki denge sağlanamadığı için hikâyenin özüyle karakterlerinin dönüşümleri biraz sulandırılmış bir anlatımla veriliyor. Söylenmek istenen mesaj, Profesör Smalin ile Denon Cashim’in özlü sözleri ve tavsiyelerindeki fikirlerinin özlerindeki zıtlıklardan güç alarak kapatılmaya çalışılınca; iki zıt ve kendince haklı tarafın varlığı hissettiriliyor. Bu ikilik; geçmişteki deneyimler uyarınca tek kuvvetin hâkim olmasını öngören, bir nevi zamanının gerçekçi medeniyet anlayışı ile geçmişe bağlı kalmadan, ideallerin hayat bulabileceğini savunan gelecek anlayışı arasındaki çekişmeyi doğuruyor. Bu iki zıt kutup arasında, doğru olanı yapmak isteyen ama “yapılması gereken doğrunun” ne olduğu hakkında şüpheleri olan Crinn ile O’na kavuşmak için Deloyer’e gelen sevgilisi Daisy, eskiden beridir çatışan bu iki düşüncenin ortak yöntemlerince yaşatılanlara şahit olarak kendi yollarını bulmaya çabalıyorlar. Crinn, ilk başlarda amaçlar uğruna yapılması gerek görülen silahlı mücadelenin beraberinde getirdiği insan kayıpları yüzünden içten içe kendini sorulamaya geçerken; dünya ile yapılan silah-ticareti ve gerilla-federasyon fark etmeksizin tüm yaralılara açık, sahra hastanesiyle, her iki tarafında danışıklı-dövüş zihniyetindeki mücadele girdabına kapıldığını fark edecektir. Daisy’de savaş esnasında, ister Deloyerlı isterse Dünyalı, tüm yardıma muhtaçlara kendini adayarak ideolojilerin değil, en saf şekilde insanlığın hizmetine baş koyuyor. Crinn’in yaşadıkları, kendi doğrusunu yaratmış ideolojiler (merkeziyetçi, ayrılıkçı) ve onları ayakta tutan birimlerinin (Ordu, politika, ekonomi) insancıl olana ters yöntemlere başvurduğunu gösterirken; Daisy’nin yaşananlar karşısında, taraf seçmeksizin, her kesime eşit mesafedeki yardımsever tutumu, uygulanması gereken asıl politikaların özünün ne olması gerektiğine vurgu yapıyor. İdealleri göz ardı etmeyen insanların yetiştirilmesine vurgu yapılarak gelinen sonda; Daisy ve Crinn’in seçtikleri yollar da bu temenniye uygun olarak tabandan (yönetilen kesimden) başlayıp, tavana (yöneten kesime) kadar yepyeni bir anlayışla yetiştirilen bireylerce yapılacak köklü bir değişimin gerekliliğine vurgu yapılmakta.

Yorumumu toparlamaya çalışırsam, çatışma sekansları bol bol da olsa kapalı kapılar ardındaki politik manevraların etkisi gayet iyi hissedilen yapımda, yönetmenin gözde konuları, kendi fikirleri çerçevesinde, biraz dağınıkça da olsa işlenmeye gayret gösterilmiş. Politika-Savaş-Ekonomi ve bunların insan yaşamına etkilerini, biraz kabataslakta olsa ele alınmaya çalışılması, TV serisini sıradan bir eğlence şovu olmaktan çıkarıveriyor. Toparlayayım dedim ama bir iki noktaya daha değineyim: Dougram sadece tarz olarak değil hikâyesindeki bazı noktalar, işleniş olarak farklıda olsa Gundam’ı anımsatıyor (Çok farklı işlenmiş olsa da iki yapımda da savaşa yön veren güçlü aileler var. Savaşın yaşattığı dehşeti hisseden erkek ana karakterler, iki yapımda da mevcut. Haklı görülen bir davanın giderek sonu kestirilemeyen bir savaşa dönüşmüş olması da savaş eleştirisi için ortak kullanımdaki malzemelerden). Sinemasal referansta bulunmasa da; Deloyer'ın 150 yıllık koloni olması, yaşanan sosyal adaletsizlik sebebiyle Deloyerlı aydınların tam bağımsızlık istemesi, yönetimi kaybetmemek için kurulan kukla hükümet, Dougram'ın hoş sohbet profesörü David Smalin'in savaş ile politikanın iç içe geçirilmiş bağımsızlık mücadelesi (Filmin Ben M'hidi'si akla gelir), ister Deloyerli ister Dünyalı olsun her iki tarafında düşmüş olduğu hatalar ve hatta iki tarafa eleştiride bulunmaya soyunsa da bir tarafı daha baskın tutar gibi gözükmesi ile La Battaglia di Algeri filmini; oradan da, geçmişteki sömürgecilik faaliyetleri adına yapılan politikalarıyla Cezayi’de yaşanan savaş akla geliyor (Bir filmden örnek verip temel aldığı tarihi olayı daha sonra akla getirmem; sinemanın dehşet verici gücünü ortaya koyuyor gibi). Bu arada, ekrana gelen gazete manşetlerinde döneminin sıcak siyasi olaylarına atıflarda bulunulmayı da ihmal etmemiş yönetmenimiz (Arap-İsrail gerilimi gibi...).

Neyse, incelememi, serinin özlü sözlüsü, iyi yemek ve güzel şarap eşliğinde konuşmayı seveni, Profesör David Smalin’in sitemli lafıyla kapatayım;

…Hepimiz, gerçekçiliğin ideallerden daha önemli olduğuna inandırılarak büyütüldük…

Ben de huzurlu bir dünyanın sadece düşlerde kalmaması dileği ile yazıyı burada noktalıyorum.

Fang+of+the+Sun+Dougram.jpg

Ekstra:

Dougram'ın ana lisansçısı Takara, serinin oldukça beğeni toplayan maket serisini de yayınlamış. Bununla kalmayan şirket, WarHammer gibi maketler ile masa üstü oynanan strateji-savaş oyunlarını da çıkarmayı ihmal etmemiş. Göz atmak isteyenler için Adres.

Yorum bağlantısı
Hemen paylaş

  • İleti 2
  • Oluşturma
  • Son yanıt

En Çok Yazanlar

  • Kisiliksiz

    2

  • CHOBiTS

    1

En Hareketli Günler

En Çok Yazanlar

Güzel bir tanıtım olmuş.Ne olur ne olmaz yedeğini al.Site sorunlu malumunuz.

Yorum bağlantısı
Hemen paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap
×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgilendirme

Forum Kuralları'mızı okudunuz mı?