Jump to content
  • Kayıt Ol

A Gentleman's Dignity


Squaw

Önerilen İletiler

KÜNYE:

Orjinal İsim: Shinsa-ui Poomgyuk

Diğer Adları: Gentlemen's Class / Grace of Gentleman / Gentleman's Classy

Tür: Romantik, Komedi

Yönetmen: Shin Woo-Cheol

Yazar: Kim Eun-Suk

Yayınlanan Kanal: SBS

Bölüm Sayısı: 20

Yayın Tarihi: 26 Mayı 2012 - 12 Ağustos 2012

Yayın Günleri: Cumartesi ve Pazar 22:00

Ülke: Güney Kore

Dil: Korece

Son günlerde bu Ajussi'ler, beni en çok güldüren, en çok eğlendiren şeydi. Eğlenirken yaşlarının getirisi olan hayatları da izlemeyi çok sevdim. Eğlendim, güldüm, büyük olmalarına rağmen erkeklerin içinde taşıdıkları çocuğu dışarı çıkartmalarına bir kez daha tanıklık ettim. Büyümenin sadece bedensel ve çevresel olduğunu sayelerinde bir kez daha anladım. Sonra dostluğa özendim; 20 yıl boyunca bir kez bile bir yerinden sızıntıya yer vermeyişine imrendim. Dizi boyunca onlardan birinin sevdiceği olmayı ister miydim diye çok düşündüm. Kimi zaman istediğim şey oldu ama daha çok onların hayatında yer edinecek bir dost olmayı istedim, çevremde onlar varsa tüm dertlerimi unutacak kadar neşelenebilirdim, eminim. Kendilerinin de kabul edişi gibi onlar 40'lı yaşlarına gelse de hala büyümemiş çocuklardan oluşan haysiyetli dört centilmendi (!). Evliliğine sadık kalamayan ve kahve dünyası ile kendine yakışır bir bar işleten Lee Jung Rok, ailesinin zenginliğine rağmen kendi ayakları üzerinde durmak adına mesleği olan mühendisliği devam ettiren Im Tae San, dörtlümüzün en gururlusu olan ve Tae ile ortaklaşa iş yapan mimarımız Kim Do Jin; her grupta bulunup da dengeyi sağlaması gereken rolü üstlenmiş en mülayim centilmenimiz Avukat Choi Yoon, bunların hayatlarında iz bırakan ve bırakacak olan hanımlarımızla çevrili bir dünyanın ortasıydı A Gentilman's Dignity. Ben de bu dünyaya düşüvermiş bir kurbandım, yapımcıların izleycisini en güzel şekilde avlamayı planladığı tuzaklardan biriymiş meğersem. Çocuksuluklarıyla sevimliklerinden ödün vermeyen bu centilmenlerimizin dünyasının bir avı olmak gibisi yoktu, zira eğlencenin dibine vurma sebeplerimden biriydi.

A Gentilmen's Dignity seyircisine eğlence sunarken , diğer tarafta da bir kadınla erkeğin en güzel tanışma şeklini sunuyordu. Kırmızı iple bağlanmış kadere sahip olan bir kadınla bir erkeğin hikayesiydi bu. İçinde başka hikayeleri de barındıran çok hoş bir aşktı. O tanışmalarından sonra ayrılacak olsalar bile Kim Do Jin ve Seo Yi Soo ismini hatırladıkça yüzümde sevecen bir gülümseme bırakabilecek güzellikteydi. İşiyle ilgili sokak gününde olan Kim Do Jin, sokak satıcıların olduğu caddede tezgahlar arasında ilerlemektedir. O esnada takı tezgahında bir şeyler bakınmakta olan Seo Yi Soo yere düşürdüğü bir şeyi almak için eğilir. Tam o anda da Do Jin çantasıyla Seo Yi Soo'nun güzel kalçasını buluşturur ve üzerindeki örgü elbisesi, Kim Do Jin'in çanta düğmesine takılır. Farkında olmayan Do Jin yoluna devam eder, o yürüdükçe Yi Soo'nun elbisesi de söküldükçe sökülür. İş işten geçtikten sonra bu kaderin kırmızı ipine yakalandığı fark eder. Hemen centilmence bir hamleyle Seo Yi Soon'u bu zor durumdan kurtarır. İkilimizin, ilk karşılaşması değildir bu; daha önce yağmurun kendini gösterdiği anda onlar zaten karşılaşmıştır ve o yıl Kim Do Jin'in, telefonunu almayı istediği iki kadın hayatına girmiş olur. İkisi de aynı kişidir; ikisiyle de hesaplanmamış, düşünülmemiş, dahası planlanmamış zamanları yaşamıştır. Çok sonra da üçüncü karşılaşma gerçekleşir.

Hepsi 40'ına gelmiştir, dizi süresince bu yaşı geçecek olan dörtlümüz, lise yıllarından beri birbirinden kopmamıştır. Duygusal hayatları da birbirine paralel gidecek olan dörtlümüzün hayatına giren ve girecek olan hatunlarımız da onların tanıdık çevrelerinden olur. Seo Yi Soo bir lise öğretmendir ve zamanla Kim Do Jin hayatının değişmez isimlerinden biri olur. Hong Se Ra profesyonel bir golf oyuncusudur, Se Ra da Im Tae San hayatı için iz yapan isimdir. Im Me Ahri, küçüklüğünden beri dört erkeğimizin de hayatındadır aslında; Me Ahri, Tae San'ın kardeşidir ama onların hayatında asıl iz bırakması Avukat Choi Yoon nedeniyle olur. Bir de Kim Min Sook vardır; varlığıyla dünyayı satın alabilecek unnimiz. Kendisi dizinin de unnisidir, başlarda cins ve kasıntı biri gibi görünse de aslında diğer kızlarla anlaşılabilen biri olup çıkar. Min Sook, Lee Jung Rok hayatında fazlasıyla önemli bir yere sahiptir çünkü Rok'un biricik (!) eşidir ve Rok'un çapkınlıklarıyla hayatını düzene sokamamıştır. Dörtlümüz, yaşları büyüse de kendileri hala çocuksu kalmış Ajussi'ler grubudur. Hayatlarındaki kadınları, zaman zaman yaptıklarıyla bezdirseler de yeri geldiğinde centilmenliklerinden de ödün vermezler. Her yeni zamana başlarken bölüm başlarında gelen onların dostluklarına ait anılar bizi en güzel anların ortasına bırakır, hayatlarında her şeyden vazgeçseler de birbirlerinden vazgeçemeyeceklerinin kanıtıdır bu dizi. Kimi zaman birlikte güldük, kimi zaman birlikte ağladık, kimi zaman da o güzel aşklarını yaşadık ama birlikte geçirdiğimiz en güzel anlarımız onların dostluklarına tanıklık ettiğim zamanlar oldu.

2012 yılı, bence birçok kaliteli yapımın yılı olarak kalabilecek bir dönemdi. 40'lı yaşlarında olan 4 erkeğin bana ne verebileceğini düşünürken, diziye dair aldığım iyi yorumlar nedeniyle hiç nazlanmadan başına oturduğum bir yapımdı A Gentilman's Dignity. Nazlanmayı da hak etmiyordu zaten. Eğlencesinin, zaman zaman tavan yaptığı, o dakikalara geldiğinizde de size tüm sıkıntılarınızı unutturabilecek bir güce sahipti. Dört kişi ekseninde dönen ve onların hayatlarında dönüm noktası olabilecek zamanları izleyicisinden esirgemeyen bir ruh saklıyordu içinde. Sadece dört kişinin hayatında kısıtlı kalacağınızı düşünmeyin sakın, ondan daha fazlasını sizden esirgemeyecek olan isimlerden olduğu için diziye dair düşebileceğiniz ilk hata bu olur. Diziye dair hiçbir ön yargı beslemeden oturun ekran karşısına, ben öyle yaptım ve bu çılgın Ajussi'leri çevremden biri gibi kabullendim; onlarla birlikte liseye döndüm, yeni arkadaşlıklarını kurarlarken yakınlarında durup kavgalarına şahit oldum, sigara içmediğim halde onların sigara bırakma yöntemlerine güldüm, hatta bırakamayacaklarını düşündüm. Sonra, onlar her an, bana o dönemlerini taşıdıkça ben de onlarla birlikte büyüdüm, onlar gibi büyüdüm ama ruhumda çocuksuluğumu sakladım. Fırlamalıklarında eğlendim, hatta çevremde onlardan birer tane, yani onlar gibi 4 ajussim olsun istedim. Bu noktada hep Im Me Ahri'ye özendim, sonra da Colin çıka geldi. Ona daha çok özendim, çılgın bir aileden olup da öyle amcalara sahip olmak gibisi yoktur. Çevremde de öyle Ajussi'lerim olsa, onlar çılgınlık yaptıkça gülsem eğlensem diye iç geçirdim hep. Eğlendim hatta, dizinin ilk 10 bölümü benim için drama hayatımın unutulmaz anlarına sahipti. Yüksek tempolu başlayıp da devam edişine rağmen, sonlara doğru biraz zayıflıyordu dizi. Romantizm boyunu derinleştirmek adına gereksiz gel gitleriyle; gel gitlerinden ziyade gereksiz uzak kalışlarıyla beklediğimi verememişti. O 10 bölüm hatrına diziyi yukarılara taşıyasım var; sigara bırakma sahnesiyle çok konuşuluyor. Güzel bir sahne ve sevilesi anlar ama benim favorim araba kazası olan sahne; ha bir de Lee Jung Rok'un diğerlerinden, öldüğü zamanki alınacak para için avans ricasında bulunduğu an. Her şeye değebilecek bir sahneydi. :) Bu rolleri öyle benimsemişler ki diziyle bütünleşen bu dört isim (Jang Dong Gun, Kim Su Ro , Kim Min Jong ve Lee Jong Hyuk ) için bir anda gerçekmiş hissini yaşadım. Rolleri için biçilmiş kaftan olan dört isimdi, kadın başrollerimiz için de aynı şey geçerli miydi diye soran olursa benim için değildi. Başrol olan esas kızımız Kim Ha Neul'un oyunculuğunu sevmiyorum, duygusallığı bana hissettiremeyen biri, aşık bir kadını ise hiç yaşatamıyordu. Favorim Yoon Se Ah benim, o kadının City Hall'deki oyunculuğunu da çok severim. Bence (daha önce de söylemiştim) asil bir auraya sahip kadınlardan biri, onun karakteri arada sinir edecek fireler verse de ben o karakteri sevdim. Gerçek yaşamda kariyeri ile duygusal hayatının gel gitlerini sunan bir kadını, güzel bir şekilde yansıtıyordu. Im Me Ahri için bir şey diyemiyorum henüz, onu tam çözümleyemedim, yine de aşkını destekledim. x) Dördüncü unnimiz pek de zorlayıcı bir konumda değildi zaten ama yine de Kim Min Sook olarak rolüne yakışan bir isim olmuş. Oyuncu seçimlerini sevdim, özellikle de 4 erkeğimiz için seçilen bu isimler biçilmiş kaftandı, iyi de olmuş sanki. Onları izlerken hiçbir yapmacıklık yaşamadım, aksine izledikçe daha da izleyesim geldi. Dizi boyunca, başlardaki gibi onlara ait olayları işleyen sahnelerden daha çok izleyebilseydik diye de iç geçirmeden edemedim. (●・ω・●)/★

Nadir olarak bir dizinin tüm müziklerini beğenirim. Enstrumentalinden tutun da sözlü ne kadar şarkısı varsa, sözlerini bilmediğim, daha doğrusu Korece bilmediğim halde tüm şarkılarını mırıldanırken buldum kendimi. Ne var ne yoksa hepsini benliğime yapıştırasım var çünkü bu dizi Ajussi'lerimiz yanında o muhteşem müzikleriyle de yer edinmeyi hak ediyor. Müzikleri ve müziklerle birlikte gelen her anlatışda beni onların dünyasına bir adım daha götürüyordu. Ayaklarım isteksiz bir şekilde o melodilerin içine çekiliyordu, biraz müziklerden, biraz dörtlümüzün varlığından, biraz da dostluğundan. Daha fazlası da neden olabilir ama benim A Gentilman's Dignity adı geçtiğinde aklıma gelebilecek şeylerdi bunlar; dostluk, müzik, hayran olunası dört Ajussi. Bir yapımda, olup olabilecek çoğu şeyi yıkıp geçmiş yapımcıları. Çoğu yerde drama kalıplarından sıyrılmış, ne soju içip de dağıttığı için hoşlandığı erkek sırtında taşınan bir kız karakter vardı ne de geçmişte bir yerde karşılaştıkları halde birbirlerini hatırlamadıkları için yeni bir tanışma, yeni bir aşkın doğuşu. Dizi, bu yönüyle bile bir artı almalı. Bu klişeleri sevsem de arada bunlardan uzak olan dramalarla tanışmayı da seviyorum. Peki noksanlığı yok muydu? Vardı, hem de aşırı şekilde göze batıyordu. Uzun bölümler boyunca birleşemeyen çiftleri sevmiyorum pek, biri birleşemiyorsa en azından diğeri birleşmeli. Birleşmeliydi ama bu dizide yoktu, neredeyse dört çifti de gel gitleri yaşatmak adına son bölümde birleşmeye bırakmışlar. Bu da uzatılan duygusallığın verdiği noksanlığı öne çıkarıyordu işte. Duygusallığı seviyorum, zira drama dünyasının beni çekme nedenlerinden biri bu. Duygusallığı seviyorum diye de gereksiz uzatılan duygusalıklara hayran kalacağım diye bir şey yok. Aksine bu izlediğim seyirlikte canımı sıkan şey oluyor; 10 bölüm sonrasında başlayan uzun süre beklenecek olan birleşme anları bu dizi için eksik gördüğüm şeydi benim. Başından beri, süregelen 40'lı centilmenlerimizi daha fazla izleyeceğim düşüncesiyle başladığım bu isim aynı zamanda bu yönüyle de beni yanıltan yapımlardan biri oldu. Yine de bahsettiğim bu noksanlıklarına rağmen beklediğim etkiyi sürdürebilenlerdendi, keyifli vakitlerimi vermesiyle bile göz önünde olan çoğu yapımın içinden ayıklanabiliyordu. Her bölüm başında gelen dört centilmenimize ait anılar için bile izlenmeyi sonuna kadar hak ediyor. Finalin doyuruculuğuyla, arada verdiği sıkıntılı sahneleri unutturabilecek gücü olduğu için bu Ajussi'leri evime kabul ediyorum, hatta etmekten ziyade onları tekrar tekrar izlemek istiyorum. Keşke benim de çevremde öyle oppalarım olsa. ♩☆♬♡♪

Meğersem, dansını yapmaktan bıkmadığımız Macerana da Kore'li bir gruba aitmiş, bu Ajussi'ler sayesinde onu da öğrenmiş oldum. Rok, ne güzel de dans ediyormuş (büyüksün ajussim :P); seviyorum sizi, serseri Ajussi'ler. :) (Kim Min Sook Lee Jung Rok yerinde olsam ben de Gangnam Style dinleyip işkence çekeceğime, onlar gibi kulüp ortasında kulaklığımı takar Macerana yapardım.) :P:D

Yorum bağlantısı
Hemen paylaş

  • İleti 10
  • Oluşturma
  • Son yanıt

En Çok Yazanlar

  • Squaw

    4

  • Hitokiri

    2

  • crows005

    1

  • İstanbul

    1

Vallahi, Itır ben de geçenlerde izlemeye başladım. Bir süredir, izlesem mi izlemesem mi diye iki arada bir derede kalmıştım. Sonra 1. bölümü izledim. Diziyi çok sevdim. Gerçekten çok hoş ve zevkli bir dizi, insan izlerken hiç sıkılmıyor.

Yorum bağlantısı
Hemen paylaş

işte bu dur diyorum :D bekliyordum ama bu kadar çabuk değil dediğim övdüğüm kadar var mış değil mi? tatınıtımdan da belli ve her bir cümlene katılıyorum:D bu aralar çok moda olan gangam stylden sonra macarenanın da koreden türediğini öğrenmiş olmak şaşırtmıştı benide .. valla başroldeki hatunu hiç sevmiyorum acaip yapmacık geliyor bana ama onun dışında harika anlatılmış espiriler çok iyiydi.

Kim Eun Suk'u ayakta alkışlıyorum harika bir senaryo çıkarmış üs üste son 3 yapımı ile kaliteli bir senarist olduğunu iyice göstermiş oldu ki City hall ve Secret garden desem yeterlidir. Üzerine erkek psikolojisini :)) iyi analiz etmiş. gerçi tamam şimdi biraz abartı yok değil ama :)) iyiydi. ee tabi aynı senaryolarda birlikte çalıştığı Sin U Cheol ve başka yapımlarla göz doldurmuş bir diğer yönetmen Gwon Hyeok Chan'ı da gerçekten tebrik etmek lazım.

Jang Dong Geon, Kim Su Ro, Kim Min Jong, Lee Jong Hyeok bu dörtlü' nün oyunculuklarına ne desem az. şarkıcı, manken, baby face oyuncuların kullanmanın dışında senaryoları, dizileri iş yapmayacak gibi düşünen bir çok yapımcıya da bence performansları ile güzel bir cevap vermişler

Lee Jung Rok'un diğerlerinden, öldüğü zamanki alınacak para için avans ricasında bulunduğu an. Basket maçına bir gazla başlayıp havalarının fena söndüğü sahneden benim tap on 1 numaram sigara bölümüne kadar sahneler benim de favorilerimden ama yapımın başlarında geçmişlerindeki anları anlattıkları bölümlerin nerdeyse hepsine favorim diyebilirim..

valla izlememiş, vıcık vıcık olmayan gerçekten kaliteli bir şeyler arayanlar varsa bu yapımı atlamasınlar derim. özelikle 40 lı yaşlardakilere tavsiye ederım :D

Yorum bağlantısı
Hemen paylaş

Tanıtımdaki Squ'nun değindiklerine ve Aurora Borealies'in yazdıklarının çoğuna katılıyorum, özellikle piknikteki basket sahnesi ve avans bölümü benim de favori sahnelerimden. Artı olarak, kaza sahnesini de ekleyelim. Ne de olsa yaşından olgun büyümüş çocuklardı. :P:D Hatta, o her bölüm başındaki diziye özgü olan anılarla ilgili giriş benim de en sevdiğim kısımlardı. Tahmin edilebilecek yaş aralığı olan 40'lı yaşları bu kadar güzel yansıtmalarını çok beğendim.

Başrol kadın oyuncuya ait olan romantik sahnelere fazla yer ayrılması yerine 4 erkeğin 40 yaş geyiklerine daha fazla yer ayırabililerdi çünkü o tip sahneler daha eğlendiriciydi ki bu diziye ait olan daha özgün bir anlatım olabilirdi. Dizi başlarda o tarz bir hava veriyor. Başroldeki 4 erkeğin oyunculuğunu ben de çok sevdim, hatta gerçek hayatlarında, bu diziden sonra da dostluk kurmuşlar mıdır diye baya merak etmeye başladım. :D

Lee Jung Rok'a yaptıklarından dolayı başlarda biraz kızsam da sonlarda her şeyi pat pat ortaya dökmesiyle bana baya sempatik gelmeye başladı. Özellikle de avukatımızla Im Me Ahri için Me Ahri'nin abisine karşı olan cümleleri ve onlara verdiği destekler nedeniyle hoşuma giden biri oldu. 4'lümüz arasında bir favori belirlemeye çalışsam benim için imkansız olurdu, hepsini de ayrı ayrı sevdim, hepsi de rolleri için seçilmiş en iyi isimlerdi. Rollerine bu kadar çok yakışmaları, bu dizi için en büyük artıydı. :)

Yorum bağlantısı
Hemen paylaş

@crows

Gökhan, bence izlediğin her şeyi bırakıp bu diziye yumul hemen. :D

@A. Borealis

Hangi dizide abartı yok ki? :) City Hall'ün de bu elden çıkma olduğunu bilmiyordum, keşke bu dizideki hatunu da Kim Sun Ah üstlenseydi. O 40'lı centilmenlerimiz arasında olgunsu güzelliğiyle baya bi yakışırdı. :D Bu eller piskolojiye değinmeyi seviyor kesin. City Hall dizisinde de iş dünyasının psikolojisini çok iyi şekilde ele almış, hatta politikicaların dunyasını yüzeysel olarak öne çıkarmıştı.

O basket sahnesi... Çok ama çok iyiydi ve erkeklerin dünyasına yine güzel bir eleştirel bakışla yaklaşıyordu. Ayrıca dediğin gibi yavrum; başlangıçta yer alan ne kadar sahne varsa hepsi de favoriler arasında yer alabilecek kapasitedeydi. Eğlenceli sahneler yanında avukatımızın işlendiği o cenaze sahnesinin hüzünlü anları bile izlemesi baya güzeldi. Dramalar arasına salt erkek psikolojisini işleyen bir yapım gerekiyordu zaten, bunu da güzel oyunculuklarla başardılar sonunda ve bir tane de olsa iyi bir yapımı yerleştirmiş oldular. :)

O tavsiye edenler arasında ben de gözüm kapalı girerim. İyi ki de izlemişim, iyi ki de tavsiye etmişsin. Teşekkürler beybim, facebook'da söz verdiğim gibi 12. bölümü sana adayarak izledim. :)

@Psykhe

Dediğin gibi Lee Jung Rok başlarda itici gelebilecek bir karakterken bölümler ilerledikçe sempatiklik kazanabilecek biriydi. Unnimsin diye söylemiyorum ama güzel yorumlarını esirgememişsin yine, tenk yüüüü. :D Lee Jung Rok, özellikle de o Macerana dansını yaparken gözüme baya bi sempatik göründü.

Yorum bağlantısı
Hemen paylaş

Diziyi henüz yayınlanırken izlemiştim ve o günden beri herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Oyunculuklar olsun, karakterler olsun her şey o kadar güzel ki diziyi izlerken 1 saniye bile sıkılmıyorsunuz.

Bu kadar güzel bir tanıtımı da olduğuna göre artık daha fazla reklam yapabilirim :)

Yorum bağlantısı
Hemen paylaş

  • 4 hafta sonra...

Öncelikle bu güzel seriyi önerdiği için Squaw-san a teşekkürü bir borç bilirim. ^^ Squaw-san söylenebilecek her şeyi söylemiş aslında ama ben de dizinin beğendiğim hoşuma giden yönlerini sizinle paylaşayım. Fakat spoiler niteliğinde olduğu için önce izlemenizi öneririm.

İzlemekte geç kaldığımı düşündüğüm için kendime çok kızdım. Ayrıca böyle güzel bir yapımı yazın izlemeyi isterdim. Eh bu seferde yeni bölüm gelsin diye kendimi paralardım orsa ayrı tabi. :D Artık liseli genç aşıkların olduğu yapımlar ilgimi çekmemeye başladı.30-40 yaşlardaki karakterlerin olduğu romantik komediler daha ilgi çekici gelir oldu.

İtiraf edeyim dizinin konusunu hiç okumadan kim kimdir ne ne değildir bilmeden başladım. İlk bölümlerden itibaren harika bir giriş yapılıyor. Yine tekrar etmek gerekirse ilk bölüm itibari ile kendilerini centilmen diye nitelendiren beylerimizin az-çok nasıl tipler olduğunu anlıyoruz. Hepsinin güzel kadınlara karşı bir zaafları olsa da aslında birbirlerinden oldukça farklılar. (Her bölüm başında flashback niteliğindeki sahnelere ise diyecek laf yok zaten.)

Eh benim de tartışmasız en sevdiğim bey Kim Do Jin olmuştur.O mimikleri, kendini beğenmiş tavırları,açık sözlülüğü ve meraklı halleri ayrı bir şirinlik katıyor kendisine.Seo Yi Soo'ya kendisini sevdirebilmek için büyük bir uğraş içine giriyor, tek taraflı aşk bu kolay değil hem de Yi Soo'nun en yakın arkadaşına aşık olduğunu bile bile...Yaptığı jestler,aldığı hediyeler ve Seo Yi Soo'yu pek çok kez zor durumlardan kurtarması her biri ayrı bir anlam taşıyıor. :) İlk bölümde Do Jin'nin Si Yoo ile beraber hayal ettiği güneşli yeşil çayırlar. *-*

gkvp3.png

gkvr7.png

Seo Yi Soo ve Kim Do Jin'nin tanışma hikâyesi benim de favorilerim arasına girdi. Ayrıca öncesinde yağmurlu bir günde birbirleriyle bakıştıkları o büyülü sahneyi de unutmamak lâzım. ^^

tumblr_m8qnjkvGew1rw9s8xo3_500.gif

Yine hiç unutmadığım diğer olay ise Im Tae San'nın Seo Yi Soo'yu Se Ra sanması ve arkadan ona sarılması. Platonik aşkının ona böyle sarılması Yi Soo'yu çok etkiledi ve endişeye düşürdü. Ama sonrasında Do Jin'nin Yi Soo'yu öpüp "Artık endişelenmen gereken daha gerçekçi bir şey var." sözü... Yi Soo gibi ben de dağıldım haliyle. :D

Choi Yoon en mülayim diyebileceğimiz centilmen. Eşini kaybedişinin ardından geçen yıllara rağmen yüzüğünü parmağından hiç çıkarmaması ve aşk hayatına bir perde çekmesi.Belki de merhum eşine ihanet etmeme gibi bir isteği var.Im Mea Ri gibi kendinden genç bir kızın ona duyduğu sevgi onu bu içsel karmaşanın içinden çıkarabilecek nitelikte ama Yoon oppanın buna cesareti yok. Aslında o da boş değil biliyoruz ,Mea Ri'nin çırpınışları Yoon'nun üzülmesine sebep oluyor. Mea Ri'ye açılamamasınında diğer bir etken hiç şüphesiz yakın arkadaşı Im Tae San. Arkadaşlıklarını aşkının üzerinde tutması beylerin arasında güçlü bir bağ olduğunu bir kez daha kanıtlıyor (finale yaklaşınca iş değişiyor o ayrı tabi :D).

Im Tae San grubun en sert centilmeni gibi görünse de Hong Se Ra için yapamayacağı şey yok. Gençler gibi dar pantolon giydiği o an ben de Se Ra gibi kahkahalarla gülmüştüm.

gktm9.jpg

Çiftimizin sürekli bir barışık bir kavgalı halleri ikisinin de liderlik duygularının yüksek olmasından kaynaklanıyor bence. Se Ra bu özelliği ile diğer hatunlardan ayrılıyor(Min Suk da Se Ra'ya benzetilebilir ama ikisi farklı kulvarlarda kanımca). Kariyerinden vazgeçmeyen ama öte tarafta Tae San ile aralarındaki çekim yüzünden ne yapacağını şaşıran Se Re Squaw-san'nın da belirttiği gibi sinir edici olsa da bu yönüyle dişli bir hatun olduğunu belli ediyor. Ayrıca şunu da belirtmem gerek her ne kadar baş roller Yi Soo ve Do Jin çiftine adansa da serinin en şirin çifti benim için tartışmasız Se Ra ve Tae San ikilisidir.

Evet gelelim evli olan en deli-dolu,matrak cenilmenimiz Lee Jung Rok'a, evli olduğuna ve yaşına bakmayın şimdikilerin deyimiyle tam bir playboy. Bir bakıma dostları ile de evli sayılır. Yaptığı çapkınlıklar yüzünden pek çok kez yakayı ele verecekken imdadına dostları yetişiyor ve köşeyi dönmeyi başarıyor.Başta Jung Rok'un Min Suk'un parası için evli kaldığı izlenimi veriliyor ama finale yaklaştıkça Jung Rok'un da Min Suk'a boş olmadığını anlıyorsunuz. Diskoda Gangnam Style'ı duyunca tüylerim diken diken oldu -.- Ama Jung Rok sayesinde Macerana ile güzel bir nostalji yaptık. *-* Zaten bu adam sayesinde pek çok kez gülmüşümdür.

Benim için en güzel bölüm de finaldi. Açıkçası 20 bölüm olması biraz fazla uzatılmış gibiydi.Sonlara doğru tempo biraz düşüyor. Ama yine de izlettiriyor kendini. Dizinin mekânları da çok hoş. Kore'ye gidilecek olursa uğramak gerek , tabi oldukça lüks yerlere benziyor. :D Müziklere diyecek laf yok High High ve Beautiful Words en sevdiğim parçalar oldu. (High High şarkısında her şarkıcının High High diyişinde içim gıcıklandı :D).Dizide hangi parça olduğunu hatırlamıyorum ama şarkılardan birini de Jang Dong Gun söylüyordu. Sesi de fena değildi hani. ^^ Diziye K-pop sanatçılarının konuk olması dikkat çekici diğer bir nokta. Choi Yoon'nun Soonyoung'dan imza alışı nasıl unutulabilir ki? :D

A Gentleman's Dignity: Sooyoung Cut (9th June 2012) on Vimeo

CN Blue'dan Lee Jong Hyeon ve misafir oyuncu olarak Jeong Yong Hwa'nın katılması diziyi daha çekici hale getiriyor sanırım (hayranlarının penceresinden bakacak olursak :D).

Daha söylenecek,konuşacak çok şey var.Siz en iyisi mi çok geç olmadan izleyin bu güzel yapımı... :)

Yorum bağlantısı
Hemen paylaş

AGD çetemize hoş geldin Hatice'ciğim, beklenildiği gibi öyle güzel döktürmüşsün ki benim değinmeyi unuttuğum ne kadar güzellik varsa sen dile getirmişsin, yazdıklarını okurken diziyi tekrar izliyormuşçasına keyif aldım. Hatta tekrar izlememek için kendimi zor tutuyorum. Bu dizi, benim için ilk 10 bölümüyle muhteşemler kategorisine rahatlıkla yerleşebileceklerden ama bu senaristin, bahsini ettiğim bu noktada ciddi anlamda bir sıkıntısı, bir noksanlığı var. Üç dizisini izlediğimde ve düşündüğümde A Gentilman's Dignity'de de bu araya giren uzatmalar diziyi baltalayıcı nitelikte olmuş. Gerçi City Hall'ün uzatma evreleri beni hiç sıkmamıştı, o benim için farklı bir dünyaydı. Siyaseti çok aşırı takip etmesem de sevdiğim alanlardan biridir. Erkek tasvirleri ise en çok takdir edilesi yönü, karakterleri gerçek çevresinden gözetleyip mi yaratıyor yoksa hayal ürünü olarak hayallerinin erkeklerini mi bize sunuyor bilemiyorum. Nedir, nasıl bir düşünceyle oturup da kalemini coşturuyor bilmiyorum ama bu işte ustalardan biri olduğu gün gibi aşikar. Erkek karakterlerinin dünyasına ilk girişim Kim Joo Woon, yani Secret Garden'dan Hyun Bin'imiz sayesinde olmuştu ki kereta yarından sonra asker ocağından dönüyormuş artık. Dönüşünde iyice bir dinleniş ardından güzel bir diziyle bizi uzun zaman mahrum bıraktığı oyunculuğuyla coşturur umarım. :) Neyse, Hyun Bin'i de araya sıkıştırdıktan sonra devam edelim; ardından drama dünyasının en centilmen erkeğiyle tanıştırdı beni. Bunu gözüm kapalı iddia edebilirim, görünüşte etliye sütlüye karışmayan biri gibi gösterse de kendini aslında sahne arkasında bir Daddy Long Legs oluşuyla gönlümü fethedivermişti. City Hall'ümüzün o ölünesi centilmeni Jo Gok ile karşı karşıya bırakmıştı, sonrasında da 40'lı delikanlılarımızın erkeği Kim Do Jin ile tanıştık. Üç erkeğin üçü de farklı psikolojiler taşıyordu, farklılardı ama bir yandan da erkek psikolojini biz kadınların dünyasına çekinmeden sunan erkeklerimizdi onlar. Benim için dizilerinin hepsinde ayrı bir tat vardı ama en çok tatlı geleni de City Hall dizisi. Centilmenlerimizi de ayıla bayıla izledim, zira başrol kadınımız farklı bir isim olmalıydı. Belki de dizi o zaman daha sevilesi gelebilirdi bana, ha bir de araya katılan ilk aşkın hatırası Colin olayı diziyi biraz zorlamıştı ki bence ;

Onun babası Kim Do Jin yerine Rok olmalıydı. İşte o zaman, bu dizi tadından yenmezdi. Senarist dediğim gibi bu noktada tökezliyordu bence.

Dört erkekten değinilen, benim için etkileyici olan psikoloji, yani izlerken en keyif aldığım erkek psikolojisi Choi Yoon'a ait olandı. En yakın arkadaş ve korumak için can attığı minik sevgilisi arasında kaldığı anlarda ben bile gerildim. O anda -haklı olsa bile- Im Tae San'dan uzaklaştım, hatta nefret etme noktasına gelmeme ramak kalmıştı. O da kendi dünyasında haklıydı aslında ama kardeşi için de Choi Yoon gibi bir erkekten daha iyisini bulamazdı bence. Yaş olarak bulabilmesi olasıydı ama bir tabağa uzanmada, boy nedeniyle zorlanan biri için tabakları öyle yerleştirecek bir centilmen bulamazdı eminim. Dörtlümüzün en centilmeni, en mülayimi, hatta en sadığıydı. Ben Me Ahri yerinde olsam, onun yaptığı gibi o kadar yıl sevgimden vazgeçmeyi düşünmezdim, zorla sevdirmeye uğraşmazdım evet ama Choi Yoon gibi birinin yanında olmaya devam ederdim. Bu ikili dünyasında ise en çok hoşuma gideni;

Me Ahri'nin, ölmüş eşinden Choi Yoon'u sevme izni isteme anıydı.

Hüzünlü sahnelerinde etkilenmediğim bir dizi olacağını düşünürken o anla senaristi sağ gösterip sol vurarak beni nakavt etmişti. *-* Ayakkabı hediye sahnesi güzeldi bir de; ben ayakkabı hediye olayının anlamını bilmezdim mesela. Dramalarda sıkça değinilen bir olay bu biliyorsunuz ama seven erkeğin kadınına ayakkabı hediye etmemesi gibi bir inanç aksine neredeyse tüm dramalarda bu inancı yıkmak isteyen centilmenlerimizle dolu bir dünya ortasındayız. Sevdiği kadına ayakkabı hediye ederse eğer o kadının, bu hediye edilen ayakkabıları giyip sevgilisini terk edeceği düşüncesi olduğu için Kore'de erkekler sevdiği kadına ayakkabı hediye etmiyormuş. Dizide buna değiniliyordu, yine de buna inat centilmenimiz ayakkabısını sevdiği kadına hediye ediyordu. Sonradan roller değişiyordu ve bu da güzel bir ayrıntı olarak AGD tarihine geçiveriyordu. :) O yeşilli çayılarla kaplı olan hayal alemi de çok hoş tasarlanmıştı ki Do Jin'in o sahneleri insanda bir serinlik bırakıyordu.

rico demişsin ya hani; ''Artık liseli genç aşıkların olduğu yapımlar ilgimi çekmemeye başladı.30-40 yaşlardaki karakterlerin olduğu romantik komediler daha ilgi çekici gelir oldu.'' bu konuda sana ne kadar katılsam da azdır tatlım. Böyle olgunların işlendiği diziler bana daha çekici geliyor, belki yaşımın getirisidir bilemiyorum ama olgunsu dizileri izlerken daha çok keyif aldığım bir gerçek. Bu gerçeği de değiştirebilecek bir diziyle karşılaşmadım henüz, bu nedenle ben olgunsu dizilerime devam diyorum. xD

Misafir oyuncuların yüzlerini arada gösterdiği anlar dramaların en keyif aldığım bölümleri oluyor. ♥ Hatta o imza sahnesi de favorilerim arasındadır, yine büyümemiş erkeklerimizi ne güzel özetliyordu. Hatta o atraksiyonu beklemediğim birisi gösteriyordu; Choi Yoon o nasıl bir çıkıştı öyle, olayların içine alttan alttan sokulmayı bilen kurnazın tekisin. :P:D Başrol erkeklerin, rol aldıkları dizide şarkı söyleme geleneği var sanırım, genelde tüm oyuncular yapıyor bunu. Çoğu da alnın akıyla çıkıyor ama değil mi? ^.^ Hatta o alnının akıyla çıkanlar devamlı yapsın bunu, zira ben onları dinlerken mest oluyorum. embarrassed.gif

Yorum için teşekkürler rico'cuğum, diziyi de bu kadar sevmiş olmana çok ama çok sevindim. A. Borealis bana önerir; ben sana, sen başka bir dramasevere... Bu liste böyle uzar gider ve AGD çılgınlığı uzun bir süre bitmeyecek şekilde sürüp gider. ~.~

Son Not: :P

Şimdi bu diziyi görünce, geçenlerde Hitokiri'nin twitter'da paylaştığı çeviri geldi aklıma. :D

Yorum bağlantısı
Hemen paylaş

  • 5 hafta sonra...

Diziyi dün bitirdim. Aslında ilk 10 bölümünü izlerken oldukça fazla ara vererek gittim. Hatta dizinin beni sarmadığına kanaat getirdim. Ama bu fikrim dizinin ikinci yarısı için tamamen farklı bir hâl aldı. Finalini de izledikten sonra izlenimlerimi sıralamak istiyorum :)

Karakterler çok iyi seçilmişti biri dışında. Başroldeki Seo Yi Soo karakterini oynayan bayan diziye hiç mi hiç gitmemişti. En başında diziyi bıraksaydım sebebi Yi Soo olurdu sanırım :) Jest,mimikleri ve duygularını rolüne bürümesi çok yapmacık kalıyordu. Do Jin ile beraber oluşu onu kurtarıyordu bence :D Farklı biri bu rolü oynasaydı çok daha hoş olurdu eminim.

Do Jin ise kendini beğenmiş ve ukala karakteri çok iyi oynamıştı. Bazı sahnelerde çok bilmişliği başına türlü işler açıyordu. Hele ki basketbol maçı yaptıkları bölümde adamların bizimkileri madara etmesi görülmeye değerdi. Birde Do Jin'in topu eline alıp maçtan önce Yoon ile yaptığı hareketlere çok güldüm doğrusu. Gayet başarılı bir oyunculuk sergiledi ve finalde kapanışı harika yaptı :)

Tae San dörtlü içinde en babacan adam olarak gözüme çarptı nedense. Diğerlerinden daha kalıplı olmasından mı ne “Vurdum mu, indiririm” havası veriyordu canlandırdığı karakterle. O da diğer arkadaşları gibi onlara sıkı sıkıya bağlıydı. Se Ra’ya olan sevgisinden taviz vermemesi hoştu.( Bu arada giyinmeyi çok iyi biliyordu, ne giyse adama yakışıyordu :D )

Choe Yoon, Mi A Ri’nin ifadesi ile Yooni Uppa en sessiz fakat grubun beklide en duygusal üyesiydi. Her hareketini düşünerek yapan ve grubun aynı zamanda en zekisi idi. (Diğerlerinin tabiri ile :) ) Geçmişte yaşadığı kaybından olsa gerek dalgasız bir deniz gibiydi. Kaybettiği eşi için arkadaşlarının yanında oldukları ve yas töreni için ağladıkları sahne gözleri yaşartıyordu. Yoon’un üzerini arkadaşları giydirirken özellikle Tae San inanılmazdı. Gerçek hayattan bir kare alıp bir diziye monte etmek bu olsa gerek, hepsi duygu dolu anlardı.

Rok, adamım ya. Dizi boyunca bu adamı çok sevdim. Arkadaşları ve eşinin sürekli şikayet ettiği ama sonlara doğru geçmişte yaptığı hataları anlayıp ders çıkaran bir adam vardı. Jest ve mimikleri, yüz ifadesi acayip komik bir karakterdi. Her lafa girdiğinde arkadaşlarının “kes sesini” dedikleri sahneler çok eğlenceliydi. Boşanma sonrası mal paylaşımında evdeki eşyaların üçte birini koli bandı ile işaretlemesine bittim, ne tür bir mizah anlayışın var senin öyle : )

Mi A Ri için ise söylenecek çok söz yok. Dizi içinde rolüne en çok yakışan karakterdi. Yoon’a olan sevgisini hiç yitirmeden sabırla beklemesi ve muradına ermesi güzeldi. Se Ra ve Min Suk için de aslında aynını söylemek mümkün o da çok iyi bir oyunculuk çıkarmıştı. Colin yani sonradan diziye dahil olan Colin biraz zorlama olmuştu sanki. Eun Hee ve Colin hiç olmasa da olurdu.

Hülasa hoş bir diziydi. Birçok Kore dizisinde olduğu gibi dizinin çekildiği yerlerin peyzajı, mimarisi ve tasarımı cidden inanılmazdı. Çok farklı bir tarzları var adamların. Do Jin ve Tae San’ın ev ve ofisleri, S.Yi Soo ve Se Ra’nın evlerinin tarzı harikuladeydi. Dizi için özel mi tasarlıyorlar bilmiyorum ama yaşadıkları evler cidden çok güzeldi. Dizi müzikleri de çok güzeldi. Colin’in çaldığı "Illa Illa" parçasını özellikle beğendim.

Bu arada tanıtımın için teşekkür ederiz Itır. Yine güzelce özetlemişsin diziyi. Tavsiyen üzere izlemiştim ve diğer tavsiye ettiklerine sıra geldi şimdi tekrar teşekkürler..:)

Yorum bağlantısı
Hemen paylaş

AGD çetemize hoş geldin İstanbul, o güzel yorumlarına kavuşabildik nihayet. Ne zamandır yorumsuz bırakıyordun bizi. Diziyi de böyle beğenmiş olmana çok ama çok sevindim. :)

Bense, senin aksine diziyi ilk 10 bölümüyle ayrı tutarım, nedense o ilk 10 bölüm beni bambaşka bir evrene taşıyordu, beni acayip eğlendirmişti. Seo Yi Soo konusunda aynı fikirde olmamıza nasıl sevindim anlatamam. :D Bence 4 erkeğin 4'ü de bu dizi için biçilmiş kaftandı. Yalnız Lee Jung Rok karakterini oynayan Lee Jong Hyuk'u hiç ciddi bir rolde izlemediyseniz eğer bir an önce izlemenizi öneririm. Ciddi rollerde de döktürüyor resmen. Tae San'ın giyim zevki ha, en çok genç ruhlu olanına bayıldım. :P ahahah O basketbol sahnesi de favorileirmdendi, çok ama çok eğlenmiştim.

Rok'un evdeki eşyaları paylaşma metoduna bayılmıştım, ne de olsa hayat paylaşmaktır, değil mi? :D Ama onun adı geçiyorsa favorim kendi cenazesi için avans isteme bölümüydü. Adamın mizah anlayışı orjinaldi, dostluk anlayışı ise bambaşka bir tarza sahipti. Diyorum ya, bu 4'lüyü hayatına sokan kişi kolay kolay onlardan vazgeçemez. Ha bir de, askerliğe uğurlama anı vardı, ya ona ne demeli? :D

Dizi mekan kullanımları açısından süperdi zaten, ya ayakkabılara ne demeli? Gerçi, pembe yerine can alıcı bir kırmıyı tercih eder bu bünye. embarrassed.gif Dizinin renk ahenklerine bürünmesi de çok güzeldi, hatta izlediğim en renkli dizilerden biriydi ve en çok beğendiğim, tabii Seo Yi Soo ruju hariç. O ne kadar itici bir renktir öyle? :S

Rica ederim Burak, büyük bir zevkle hazırlamıştım, beğeniyorsanız ne mutlu bana. İnsan sevdiği şeylere dair bir şeyler karalayacaksa daha bi iştahla yapıyor. :) Hadi bakalım, umarım diğer tavsiyelerimi de en az bu dizi kadar beğenirsin, iyi seyirler diliyorum. ;)

Yorum bağlantısı
Hemen paylaş

Kdrama'ya başlayacaklara önerdiğin ilk dramalardan biri oldu benim için AGD :)

Chuno 1, AGD 2 :)

Yorum bağlantısı
Hemen paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap
×
×
  • Yeni Oluştur...

Önemli Bilgilendirme

Forum Kuralları'mızı okudunuz mı?